|
Anonymous bildirdi: "Hatay’da polis aracına saldırı dört şehit, Bursa İnegöl’de kavganın etnik boyuta taşınması.
Öncelikle TSK’da zafiyet mi var niye PKK bu kadar askeri şehit ediliyor diyenleri merak ediyorum. Hatay’daki şehadet konusunda emniyet ve İç İşlerinin zafiyeti ver diyecekler mi acaba? Bunu beklemiyor ve diğerinin de yanlış olduğunu söylüyorum. Çifte standarda dikkat çekmek istedim.
Teröristin rutin görevini yapan asker ve polise, aniden saldırısında ne polis teşkilatı ne de Emniyet suçlu olamaz. Adı üzerinde birisi rutin görevinde, diğeri bu iş için eğitilmiş. Bursa İnegöl’de olan ise özetle şu. Borç sebebiyle başlayan tartışma ve bıçaklama olayının “Türk- Kürt” ayrımı sonrasında geldiği ayrışma, İnegöl’de yaşanan. Başbakanın beklediği gibi hazmetme falan da yok.
Geçtiğimiz yıllara kadar benzeri olayların adli özelliği varken, şimdi etnik çatışma boyutuna ulaşmasının altında yatan “Kürt Açılımı.” Gelecekte olması muhtemel olayların, öncü şokları bunlar. İktidar bu uyarıları dikkate almak zorunda iken “yola devam “ diyor.
Ankara’da varılan kararın, tabanda dönüştüğü vahşet görüntüsü kale alınmayarak yanlış yapılıyor. Kardeşçe geçinen insanların arasına, 36 etnik köken “Kürt sorunu çözülmeli” diye diye fitne sokuldu. PKK saldırıları da işin tuzu biberi oldu.
İnegöl’de halkın yanlış bilgi ile galeyana geldiği söyleniyor. Yaralılardan ikisinin öldüğü haberi yayılmış. Yayılır, toplum psikoloji böyle bir şey. PKK saldırıları sürer, “Kürt Sorununa çözüm” için “özerklik dillendirilir”, bölgeye “Kürt Coğrafyası” denilirken milletin bunu bir yerde kusacağı ortada.
PKK saldırılarının hedefi ile “Kürt Sorunu” bir araya getirip, terör böyle önlenir demek terörü tanımazlıktır. Nitekim demokratikleşme denilen adımlar, terörü durdurmamış, aksine şehre indirmiştir.
Batı örneklerinde demokratikleşme adımları atılırken terör azmamış, durmuştur. Bölgesel farklılık gösteren PKK’ya taşeron diyen Başbakan, terör hangi amaca taşeronluk yapıyor görmelidir.
* * *
Londra’da Bölücü Yayın
22 Temmuzda İngiltere’den gelen bir mailde yazanlara, dikkat çekmek istiyorum. Muhatabı iktidar, Dış İşleri Bakanlığı. Belirtilen hususların doğruluğu, dışarıda yaşayan birçok Türk tarafından dile getiriliyor. Rahatsızlar. O satırların bir kısmı aşağıda.
“Londra’da bölücü yayın yapan radyoları kim kurdu? Bugün yedi şehidin verildiği gün 102.8 FM frekanslı radyoda görev yapan ve asker ölüsü diyerek şehitleri aşağılamaya çalışan Dost FM adli illegal radyo oyun havaları çalarak hesapta kutlama yapıyor...
Her iki dakikada bir Türkiye’ye küfrediyor ve bu radyo müttefikimiz İngiltere tarafından kulakları sağır bir şekilde görmezden, duymazdan geliniyor...
Çok açık ki bu radyoların arkasında İngiltere Türk Toplumunu bölmeye çalışan malum kurum var. Öylesine dikkatli kurgulanmış bir şekilde ayrıştırmaya çalışıyorlar ki ne ararsanız var.
İnsanların yere çöp attığı zaman tepesine binebilecek kadar toplumu kontrol altında tutan İngiliz Sistemi bir polis karakolundan biraz ileride, KACAK bir yayın yapan frekansı belli bir radyoyu bir turlu bulamıyor..
Ne komedi? Belki de bu radyoları takip eden veya şikayet eden bir kurum bile yok..
Bu bölücü radyoların amacı bellidir...İngiltere’de yasayan Türk toplumunu bölmek ve ayrıştırmak... Türk ve Kürt temelinde...Buna izin verilmemelidir.
İngiliz mutlaka bir şey yapmak istemeyecektir ancak bu terörist cesaretlendirme merkezlerinin yok edilmesi birlik ve beraberliğimiz acısından çok önemlidir.
Ayrıca şunu da not etmekte yarar var. Kandil’den ve dağdan yaralanmış kaçan asker katillerinin bir kısmı Londra’da ve İskoçya’da İngiliz desteği altında yaşamakta ve her türlü yardımlardan yararlanmaktadır.
Bu katiller için devletimiz neden bir çalışma yapmamaktadır... Çalışma derken İngiliz otoritelerine bu şahısların Türkiye’ye teslim edilmesi açısından...
Öyle ya İngiltere bizim terörizme karsı en büyük müttefikimiz değil mi?” (22 Temmuz 2010)
"
|