|
bozok bildirdi: ""Yıllardan beri Ülkücüleri her alanda, hem sindirmeye çalışacaksın, hem de sonra Ülkücü şehidin arkasından gözyaşı dökeceksin. Bürokraside yakmadık can bırakmayacaksın, soruşturma, görevden alma, geçici görevlendirme ve sürgünlerle 7,5 yıl Ülkücülere kan kusturacaksın, sonra da dönüp neredeyse Ülkücü kesileceksin! "
Ülkücüler Aldanmaz ve Asla Kanmaz...
Son bir haftada yaşananlara ve istismar edilen değerlere baktığımda içim ürperiyor! Ve daha neler yaşayabileceğimiz konusunda ister istemez endişeye kapılıyorum. Biliyorsunuz, 12 Eylül'de Türkiye Anayasa değişiklikleri ile ilgili referanduma gidecek.
Koşar adım gittiğimiz referandum yolunda, özellikle hükümet cenahından sarfedilen sözleri işitince, bu fani hayatta her şeyin olabileceğini bir kez daha anladım. Özellikle Başbakan Erdoğan'ın Meclis grup toplantısında, Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu'nun mektubunu okurken döktüğü gözyaşından sonra irkildim ve olmayacak hiçbir şeyin kalmadığına kanaat getirdim. AKP ve ülkücü şehitler! Tam bir tezat... Ağlamak insani bir duygu. Duygularını darağacına göndermemiş her insanın gözünden yaşlar gelmesi normal. Bir de sahne ve sinema oyuncularının gözyaşları var. Bunlar elbette sanal ve yapmacık. Televizyonlarda çok kolay ağladığına şahit olduğumuz onlarca insan var. Mesela bunlardan birisi İbrahim Tatlıses... Ülkücüler yalnızca rahmetli Pehlivanoğlu'na değil, binlerce şehidine otuz yıldır ağlıyor. İçten içe acısını çekiyor, yasını hala tutuyor. Bu konuda ne Başbakan Erdoğan'ın, ne bir başkasının Ülkücülerle konuşacağı, bu konuda anlatacağı, aktaracağı hiçbir şeyi olmaz, olamaz.
Yıllardan beri Ülkücüleri her alanda, hem sindirmeye çalışacaksın, hem de sonra Ülkücü şehidin arkasından gözyaşı dökeceksin. Bürokraside yakmadık can bırakmayacaksın, soruşturma, görevden alma, geçici görevlendirme ve sürgünlerle 7,5 yıl Ülkücülere kan kusturacaksın, sonra da dönüp neredeyse Ülkücü kesileceksin! Kafatasçı, ırkçı, kovboy, bunlara selam bile verilemez diyerek Ülkücüleri sürekli hakir göreceksin, arkasından dönüp MHP'li kardeşlerim diye hitap edeceksin. Bir yanda Ülkücüleri yok etmek, teslim almak, ufalamak, karartmak ve tasfiye etmek için her şeyi yapacaksın; ama öte yanda da hatıralarına sahip çıktığı görüntüsü verip, siyasi emellerine paravan yapmaya uğraşacaksın. Bu listeyi uzatmam gerçekten mümkün...
Ülkücüler her şeyin farkında. Referandumda duvara toslayacak ve 'Hayır'la şoka girecek olan iktidar partisinin yapmayacağı hiçbir şey kalmadı. Sanki dünü unutmuşlar gibi, Ülkücüleri kandırmaya çalışıyorlar. Ama Ülkücü hiçbir şeyi unutmadı. Nasıl otuz yıl öncesinde yaşananları hala yüreğinde taşıyorsa ve sıkılmış yumruğunu indirmek için yıllardır bekliyorsa, AKP döneminde de söylenen sözleri, yapılan mezalimleri asla unutmadı. Bir an olsun aklından çıkarmıyor. Ve kendi mahallesine, çadır kurdurmayacak kadar da inançlı ve gözüpek...
Ben de bir Ülkücüyüm. Bunları yazarken, kendi duygularımı ve inançlarımı da haykırıyorum. Ülkücülüğün bir his, duygu olduğu kadar; bilinç ve bilgi de olduğunu yaşayarak biliyorum. İdeolojilerin yalnız başına bir anlam taşımayacaklarının da farkındayım. Çünkü ideolojiye renk ve anlam yükleyen, istikamet belirleyen insanın bizatihi kendisidir. İnsan olmadan ideolojilerin bir anlamının olmayacağı açık. Bu haliyle insan faktörü, ideolojiye çok boyutlu özellikler kazandırır. Bu özellikler bazen yıkıcı, bazen de yapıcı sonuçlar doğurur. Çok şükür, Ülkücülük yapıcı sonuçlarıyla, Türk-İslam kültüründen aldığı muazzam değerlerle dağ gibi ortada. Yıkılmaz bir kale, bükülmez bir bilek gibi inadına ve sürekli büyüyor ve haklılığını ispat ediyor. Aslında, Ülkücü şehitlerin mektuplarına ağlanması, istismar olduğu kadar, içten içe duyulan derin hayranlığın da bastırılamaz bir yansımasıdır.
12 Eylül'de asılan, çile çeken, işkence tezgâhlarından geçen, hücrelerde sabırla imtihan edilen Ülkücülerdi. Ama o zamanlar ortalıkta, bugün çok konuşanlardan hiç kimse yoktu. 12 Eylül yalnızca Mustafa Pehlivanoğlu'nu asmadı. Toplam dokuz fidanı, 12 Eylül yönetimi darağacına gönderdi. Ülkücüler bu aziz hatıralarına sahip çıkıyor. Ama kendi çıkar ve siyasi emelleri için Ülkücüleri istismar etmeye çalışanların ellerini kutsallarından çekmesini de istiyor.
Doğaldır ki, Ülkücüler geçmişte ne yaşandığını, hangi şer ittifakın hücumuna uğradığını biliyor ve hatırlatılmasına da gerek duymuyor. Ülkücüye düşman saflarda sıralananlardan bir kısmının, dost postu giymelerine Ülkücü asla aldanmayacaktır ve kanmayacaktır. Az önce 12 Eylül zihniyetinin yalnızca Pehivanoğlu'nu asmadığını söylemiştim.
Pehlivanoğlu dâhil, ülkücüler dokuz evladını darağacına gönderdi. MHP lideri Devlet Bahçeli, Gün Sazak ve Şehitlerimizi Anma Günü Vesilesiyle 27 Mayıs 2010 tarihinde yaptığı konuşmada, darağacına gönderilen ülkücü şehitleri bir kez daha ve çok anlamlı ve duygulu bir şekilde hatırlatmıştı.
Şöyle demişti Bahçeli: "...Selçuk Duracık'ın ismini ömrü hayatında duymamış, Halil Esendağ'ı tanımamış, Cevdet Karakaş'ın tek başına yaptığı savunmasını hiç işitmemiş, Cengiz Baktemur'un vakarlı bir şekilde idam sehpasına yürümesini anlamamış, İsmet Şahin'le gözleri yaşarmamış, Fikri Arıkan'la duygulanmamış, Ali Bülent Orkan'la bütünleşmemiş, Ahmet Kerse'yle üzülmemiş ve Mustafa Pehlivanoğlu'nun mektubuyla sarsılmamış olanların; 12 Eylül'le ilgili ahkâm kesmeleri, bize göre iflas etmiş zihniyetlerin beyhude ve temelsiz çırpınışları olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır." Bu sözler üzerine daha ne söylenebilir ki... Son olarak, Ülkücüler aldanmayacak ve asla da kanmayacaktır...
Ulvi İzzet / Ortadoğu "
|