|
bozok bildirdi: "Kıbrıs’ta mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcakların nedenlerinden Hristofiyas faktörünü bir önceki yazımızda incelemiştik. Hristofiyas’ın, “bir adım önde” olmak için harareti yükselten önerilerini Fileleftheros gazetesinin haberine göre ayrıca birer mektupla BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Güvenlik Konseyi 5 Daimi Üyesi ülkelerin devlet başkanları, AB Başkanı Herman Van Rompuy, Avrupa Konseyi Başkanı Jose Manuel Barroso ve AP Başkanı Jerzy Buzek’e de gönderdiğini, bu önerilerin uygulanmasının müzakerelere ivme kazandıracağını savunduğunu, mektup atağının yanı sıra Rum ve Yunan hükümetlerinin de yurt dışındaki Rum ve Yunan büyükelçilerine bulundukları ülkelerin hükümetlerini bilgilendirmeleri talimatını verdiklerini belirterek “sıcaklık arttırıcı” diğer nedenlere geçelim. 2.Eroğlu basit, ufak bir açıklamayla Hristofiyas’ın pişirmeye çalıştığı yemeğe su katıyor; a) Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin Cenk Mutluyakalı başkanlığındaki yeni yönetim kurulunu kabulünde “mülkiyetle ilgili müzakerelerde çok fazla mesafe kat ettiklerini söyleyemeyeceğini, ancak tarafların konuyla ilgili politikalarını masaya koyduğunu” ifade ederek,
"Nasıl bir hareket tarzıyla sonuca varılabilir, bunun tartışmalarını başlattık" diyor. Rum tarafının ısrarla mülkiyet ile toprak ve göçmenler konularını ilişkilendirmeye çalıştığını, ancak kendilerinin bir başlığı bitirdikten sonra diğerine geçme düşüncesinde olduklarını, başlıkları birbirine karıştırarak yol alınamayacağını anlatan Eroğlu, bu kararlılıkla müzakereleri sürdürdüklerini kaydediyor. Eroğlu çok önemli bir konunun daha altını çiziyor; b) Türk tarafının uzlaşma niyetinde olduğunun bilindiğini, kamuoyu yoklamalarının da bunu gösterdiğini ancak Rum tarafında yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın büyük kısmının anlaşmadan yana olamadığına dikkat çekerek önemli olanın kendi kamuoyunu buna inandırmak olduğunu, Hristofyas'ta böyle bir gayret göremediğini, zaman içinde bu noktaya gelebileceği inancını taşıdığını anlatyor. Ve c) Kuzey Kıbrıs Türk Plastik-Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği’nin düzenlediği 8’inci Ulusal Kongresi’nin açılışında yaptığı konuşmada Kıbrıs Türkleri’ne uygulanan ambargoların insanlık dışı olduğunu vurgularken bu ambargoların Avrupa Birliği tarafından uygulanmakta olduğuna işaret ederek “Güney komşularımız her konuda önümüze engel koyuyorlar, bir sanatçının bile ülkemize gelişine engel koydular bu çok ayıptır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki bir otelin reklamı olurmuş diye bunu yaptılar. Bu kabul edilemez bir durumdur.. Sportif ve ekonomik ambargolar uyguluyorlar. Bu topraklarda insanca yaşamaktan başka suçumuz yok. Bunun için mücadele ediyoruz, ambargolar bir insanlık ayıbıdır ve bu ambargoları Avrupa Birliği bize uyguluyor” diyor. Eroğlu, eşit haklarının korunduğu bir anlaşmadan yana olduklarını, ancak Rum tarafının anlaşma niyeti taşımadığını söylerken şu ana kadar Rumlardan bir anlaşma niyeti göremediklerinin altını çiziyor ve Kıbrıs Türkü’nün özgürlük ve bağımsız mücadelesini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini kurarak taçlandırdığını ifade ediyor. Eroğlu’nun hep söylemekte olduğu bir lâf vardır ve şimdi onu hatırlamanın tam sırasıdır; “Kötü komşu bizi devlet sahibi yaptı”. 3.Denktaş bu.. Her zaman yaptığını yapıyor, fırsatını buldu mu taşı gediğine oturtuyor.. Ziraat Bankası’nın KKTC’deki beşinci şubesinin açılışında yaptığı konuşmada; “AB’nin toplum içinde at oynattığını, yeni bir referandum öncesi halkı hazırlamak için devlet makamlarının haberi olmadan derneklere, muhtarlara, okullara büyük paralar dağıttığını” belirterek “yeni bir referandumda halkın ‘evet’ demesi için ‘yemlendiğini’ “ söylüyor. Çeşitli dernekler, belediyeler ve okullarda AB projeleri ile gerçekleştirilen faaliyetler sonucu yapılan törenlerde Türk bayraklarının asılmaması koşulunun yanısıra İstiklal Marşı’nın da söylenmemesi gerçeğini, herkes susarken Denktaş yüzümüze çarpıyor.. 4. Ve asıl fitili Kılıçdaroğlu ateşliyor; birkaç saatlik kısa 20 Temmuz ziyaretinde pimi çekilmiş bombayı Lefkoşa Atatürk Meydanı’na bırakıyor..Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’ya “Kıbrıs çözülmezse, Avrupa Birliği Türkiye’yi almayacak diyorlar. AB, Türkiye’yi zaten almayacak. O zaman müzakerelerde bu ısrar niye? Avrupa’ya iyi görüneceğiz diye sürekli müzakere sürecinde ısrar etmenin anlamı yok. Ben olsam Maraş’ı da açarım.. Müzakerelerde hep ödün istenen taraf Türk tarafı oldu. Hep ödün vererek götürdüler müzakereleri. Annan planı dediler. Türk tarafı kabul etti. Rumlar etmedi. O zaman bunun sonuçlarına da katlansınlar. Eğer o kadar müzakere istiyorlarsa, bırakın onlar bizim peşimizden koşsun…” diyor. Lâfın iki tarafı var.. Biri, a) “AB Türkiye’yi zaten almayacak”.. Son 20 yılda devleti yöneten yahut yönetmeye talip bir politikacının ağzından ilk defa duyduğumuz bir yaklaşım..Bu devletin tüm politikasını değiştirecek, sonuçta da sırtımızdaki bir çok kamburdan kurtulmamıza yol açacak bir söylem.. Bu tavır, bu köklü “eksen değişikliği” önümüzde yepyeni ufuklar açılmasını yepyeni bir rotaya girmemizi sağlar.. Kıbrıs özelinde ise, “Yolun açık olsun KKTC” sonucunu doğurur.. b) “Maraş’ı da açarım” diyor Kılıçdaroğlu.. Söyleniş biçiminden, önündeki ve arkasındaki düş üncelerle de tamamladığımızda bu cümleden ben “Maraş’ı Türk yerleşimine açarım” sonucunu çıkarıyorum.. Bu da pazarlık-müzakere masasında safların netleşmesine yardımcı olur.. Kimin gerçekten çözüm-anlaşma istediğini ortaya çıkarır. Kılıçdaroğlu’nun “AB bizi zaten almayacak” lâfı, İngiliz Başbakanı’nın son Türkiye ziyaretinde sergilenen kahkahalar arasında kaybolan, hiç söylenmemiş, duyulmamış gibi yapılan şu sözleri ile beraber değerlendirildiğinde daha bir anlam kazanıyor; David Cameron Kıbrıs sorununun çözümünde İngiltere'nin nasıl bir rol oynayacağı yönündeki soruya "tarafları bir araya getireceğiz" sözleriyle yanıtını veriyor. Cameron bu sorunu yıl sonuna kadar çözüme kavuşturmak için görüşmeler yapılacağını belirterek "Avrupa'nın çözülmemiş önemli bir sorunu, bunu bir kenara bırakamayız. Türkiye'nin AB üyeliği açısından da destek olmak istiyorum. O sürecin önünde duran bir sorun bu" diye konuşuyor. Yâni Cameron AB’nin geleneksel şantaj politikasını sürdürüyor, “Kıbrıs, Türkiye’nin AB üyeliği önünde engel” diyor. Hristofiyas, Eroğlu, Kılıçdaroğlu, Cameron ve Denktaş olayları doğru gözlükle okumamızı sağlayacak önemli ipuçları veriyorlar.. Okumasını bilene..29 Temmuz 2010 57'İNCİ ALAY HER YERDE HEPİMİZ 57'İNCİ ALAY'IN NEFERLERİYİZ"
|