|
| ATAM DİYOR Kİ... |
 Mesuliyet yükü herşeyden, ölümden de ağırdır.
|
| Seçim Gerçeği |
|
| Türkmeneli |
 |
| Kan Uykusu |
|
|  |
| Öpülesi elleri kirletmeyenler |
|
bozok bildirdi: "Ahde vefayı her zaman içimde hissetmişimdir. Onun için zamanında Űlkücü Hareket’e gönül vermiş fakat şimdi bazı sebepten dolayı uzak kalmışlar hakkında hiçbir zaman kötü şeyler düşünmedim. Daima Allah onlardan razı olsun diyerek yeri geldiğinde dualar bile etmişimdir. Onlar her zaman benim için birer Önkuzu olarak var olmuşlardır. Fakat ne yalan söyleyim merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i yarı yolda bırakanlara ve Űlkücü Hareket’i ona buna pazarlamaya kalkanlara da her zaman tavrımı koymuşumdur.
Űlkücü Hareket bir milletin var olma fikrini temsil eden bir dünya görüşüdür. Onun için bu Hareket’te hizmet etmek demek Allah rızasını kazanmak ve kul hakkını gözetmek demektir. Burada hizmet edenler o Yaradanın rızasını kazanmak için mücadele ederler, yani en azından ben böyle kabul ediyorum. Kendisini dev aynasında görenlere buralarda yer yoktur. Kışlayı inşa ederken binlerce tuğla koymuş olabilirsiniz, fakat sırf kendi emelleriniz için koyduğunuz tuğlalardan bir tanesini dahi geri alamazsınız. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| İyice işin cılkını çıkardınız artık |
|
bozok bildirdi: "Bir referandum yapılacak ortada yalan yanlış bilgiler, iftiralar artarak devam ediyor. Boy posdan başladılar, işi ta faşizan bir ortama getirip soya sopa bağladılar. Herhalde o kadar kızışıp korkmaya başladılar ki yalan haberlerle bir de şehitleri istismar etmeye kalkıyorlar. Nitekim yapıyorlar da. Bunun ilkini birkaç hafta önce sayın başbakan Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu'nun annesine yazmış olduğu mektubu sansürleyerek okumasıyla başladı. Şehitin mektubunda Türk milliyetçiliğine vurgu yaptığı bölüm tabii ki okunmadı, fakat timsah gözyaşları akmaya başladı. Bu konu hakkında düşüncelerimi zaten yazmıştım ve onun için bu yazıda bu konuya tekrar girmeyeceğim. Zaten şehit Mustafa Pehlivanoğlu'nun babası ve diğer aile efratları gereken cevabı verdiler. Ne dedi baba Pehlivanoğlu? "Oğlum ve onun gibi suçsuz gençler idam edileli tam 30 yıl oldu. Medya bugüne kadar neredeydi. O cuntanın karşısına niçin dikilmediler. O dönemde Başbakan Erdoğan'ın mensubu olduğu parti, sağa sola kaçtı. Cuntaya tepki göstermediler. Biz MHP'liyiz. 12 Eylül'de oyumuz ‘Hayır' olacak." Tabii ki baba Pehlivanoğlu'nun açıklamasını medya es geçti."
|
|
|
|
|
|
|
|
| Referandum öncesi eski film tekrar yanında: "YES be annem" |
|
bozok bildirdi: "24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs'ta Annan Planı için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki ve Rum kesiminde oturan halk sandığa gidip "evet" ya da "hayır" oyu kullanacak. İki taraf da "evet" derse, sözde birleşmek için kapıları açmış olacaklardı. Bu seçimin asıl hedefi ise Kıbrıs Türk Devleti’nin yok olmasını oylamaktı. Rum tarafından yüksek bir "hayır" çıkacağı ta önceden belliydi, nitekim öyle de oldu ve adamlar yaklaşık yüzde 80’le "hayır” demişti. Seçimlere doğru Türk tarafında muazzam bir "evet" çıkması için çalışmalar vardı. Dış ve özellikle AB kaynaklı yardımlar "evet"çilere yol vermişti. Bu yetmezmiş gibi Türkiye'nin önde gelen medya patronları ve millilikten nasibini bir türlü al(a)mamış yazar takımı da "evet" kampanyasını çoktan başlatmışlardı. Maalesef Ankara hükümeti bile, son sürat "evet" için uğraş veriyordu. Öyle bir gayri-milli çalışma vardı ki o zamanın KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hain ve ileride onun yerine gelmesi gereken Talat ise bir kahramandı. Denktaş Ankara hükümeti başta olmak üzere "evet”çiler için bir tehlike idi ve ortadan artık kaybolmalıydı. "Evet"çiler için kurtarıcı ve Kıbrıs Türk Devleti’nin yok olması için Talat gerekiyordu ve bunlar slogan olarak "YES be annem" diyorlardı."
|
|
|
|
|
|
|
|
| "ON YIL ÖNCE, BUGÜN, YA ON YIL SONRA?" |
|
bozok bildirdi: ""ON YIL ÖNCE, BUGÜN, YA ON YIL SONRA?" ON YIL ÖNCE, BUGÜN, YA ON YIL SONRA? Bundan 10 yıl önce… Herhangi bir mitingde, gösteride Öcalan posteri, PKK bayrağı açılamaz, Öcalan ve PKK yanlısı sloganlar atılamazdı. Gazete ve televizyonlar, nadiren rastlanan bu görüntüleri yuvarlak içine alarak on’larca kez gösterir, zumlar, “Yeşil-Kırmızı-sarı renklerden oluşan bayrak açtılar” diyerek, önemli bir haber yakalamışçasına bu sahneleri yayınlarlardı. Bizler hepimiz; “Bayrak açtılar”, “Apo dediler” diye günlerce konuşur, tartışırdık. Ne kadar hissedilse de, düşünülse de “Sayın Öcalan”, “Kürdistan” gibi ifadeler asla kolay kolay denilemezdi. Kürtçü olarak bilinen birkaç yazar-çizer haricinde öyle çok da adam yoktu yazılı ve görsel basın camiasında. PKK, büyük çoğunluk tarafından terör örgütü olarak kabul edilir, öyle algılanırdı."
|
|
|
|
|
|
|
|
| ÖZERKLİK, BAYRAK VE NİYET |
|
bozok bildirdi: "Öcalan açık açık söyledi; “Yakalanmadan önce Türkiye’yi bölmeye, Kürdistan’ı kurmaya çalıştım, yakalanınca bundan vazgeçtim”… Bu cümle, tam olarak gerçeği ifade etmişti, ancak hak ettiği ilgiyi her nedense pek görmedi basınımızda, meclisimizde. “Bölmekten, Kürdistan’ı kurmaktan vazgeçtim”… Açık ifadesi şu; “1999’a kadar T.C.Devleti’ne karşı silahlı mücadele verdim. Yakalanınca buna devam edemezdim, vazgeçmek zorunda kaldım”. Balık hafızalarımızı biraz zorlayalım, hatırlamak istemediğimiz o 90’lı yılların başlarına şöyle bir geri dönelim."
|
|
|
|
|
|
|
|
| "GÜNAH'LI SEVAP'LI YAŞANAN EKİM AYI" |
|
bozok bildirdi: "GÜNAH’LI SEVAP’LI YAŞANAN EKİM AYI “AÇILIM”; yaklaşık bir yıldır gündemde olmasına rağmen, belki de son elli yılın en moda, en tüketilir kelimesi, tam bir “in”. Kürt ile başladı, Ermeni ile devam etti, Roman’a kadar gitti. ABD’yi, AB’yi, TOKİ’yi bağladı. “Tamam diğerlerini anladık da TOKİ nereden çıktı?” diyenlere Sulukule arazisine şöyle bir bakmaları tavsiye edilirken, “Boş ver anlayan anladı, senin anlamana gerek yok zaten, kervan yürüyor nasıl olsa. Sen aldırma, düşünme böyle şeyleri, önümüz kış, sen kömürünü düşün” denebilir ve hiç olmazsa ara ara da olsa www.gittigidiyor.com internet sitesini ziyaret etmeleri önerilebilir. “gitti gidiyor” deyince, Habur’dan gelenler de gittiler bu arada. Habur’dan davulla gelmişlerdi, “ha ordan” da gizlice gidiverdiler. Ha ordan, ha burdan, hiç fark etmedi onlar için!"
|
|
|
|
|
|
|
|
| BİRAZ DA TERSTEN DÜŞÜNME ZAMANI |
|
bozok bildirdi: "Bazı düşünceler, ya fikir sahibi olunmadığı için dillendirilmez ya da tepki çekebileceği riski için. Ertuğrul Özkök bu riski aldı ve birçok insanın düşündüğü halde dillendiremediği, çekindiği “Ayrılığı düşünme” mealindeki bir nevi açılım bağlamındaki tartışmayı başlatmış oldu. Ne dedi Özkök; “Türkler ve Kürtler ayrılığı konuşmalı”. Gecikmiş ve tam anlamıyla gerçek bir açılım bu söylem. Çünkü bazı insanları şöyle bir titretti. BDP’li Hasip Kaplan, Özkök ile ilgili eleştirisine, “Türkiye Türklerindir” yazan bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni diye başlıyor, “Ne beklenebilir ki, doğal değil mi?” anlamında."
|
|
|
|
|
|
|
|
| SORUN'U KİM VE NASIL ÇÖZER? |
|
bozok bildirdi: " Neredeyse tamamımızın maalesef ki "Kürt Sorunu" olarak adlandırmasına rağmen, sorun'un gerçek adı; "PKK ve PKK'lı Kürtlerden kaynaklı sorun"dur ve çözümü hiç de kolay değildir.
Neden değildir? Çünkü sorunun çözümü, sadece Öcalan ve bugüne kadar çoğunlukta olmalarına rağmen taşın altına elini bir türlü sokmayan/sokamayan, sürekli sessiz ve beklemede kalan, amiyane tabirle zurnanın çıkarttığı o son sesi bekleyen "PKK'lı olmayan Kürtler"dedir.
Öcalan derse ki; "Artık bu işten vazgeçmeliyiz. Artık kan akmasın. Dağdakiler gelip teslim olsunlar. Kana bulaşanlar cezalarını çeker, diğerleri de yeni bir hayata başlarlar. Ben önemli değilim, şartlarım biraz düzeltilirse ömrümün geri kalanını burada sürdürürüm. Devlet de bu konuda daha hoş görülü olursa barış süreci hızlanır", işte o zaman terör tam olarak bitmese de son derece minimize olur. Kürtçülük biter mi? Bitmez, ancak azalan oranda devam eder. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| "ADI DOĞRU KONULAMAYAN SORUN" |
|
bozok bildirdi: "ADI DOĞRU KONULAMAYAN SORUN Yaklaşık 25 yıldır maalesef ki kanlı bir sorun ile karşı karşıyayız. Ülkenin en büyük sorunu olarak değerlendirilen bu sorun, çeşitli çevrelerce “terör sorunu”, “Güneydoğu sorunu”, “PKK sorunu”, “Yıkıcı-Bölücü terör örgütü sorunu” gibi adlar ile anıldı zaman içerisinde. Son 8-10 yıllık dönemde ise, neredeyse her kesimce, devletin ilgili kurumları da dahil, artık tamamen “KÜRT SORUNU” olarak adlandırıldı/adlandırılıyor bu sorun. Sorunun adının gerçekte ne olduğunun tartışılmasına gerek dahi duyulmuyor artık, ama bilgili-bilgisiz, ilgili-ilgisiz herkes, sadece bir “ÇÖZÜM” arayışından bahsediyor, ahkâm kesip duruyor. Teşhissiz tedavi etmeye çalışmak gibi bir durum var ortada. "
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bozok bildirdi: "Prof Dr Ramazan Demir
Her milletin mutlaka bir milli ülküsü / gayesi / ideali / felsefesi / mefkûresi vardır; olmalıdır... Milli ülküyü şöyle ifade edebiliriz; kısa vadede gerçekleşmesi mümkün olmayan, fakat ona ulaşmak için mutlaka sürekli gayret gerektiren ve kuşaktan kuşağa (nesilden nesile) aktarılan bir düşünce, fikir bütünüdür... Bunun örneklerini de vermek mümkündür; Yunan milleti için “megaloidea”, Yahudiler için “vaat edilmiş topraklara sahip olmak” ya da “büyük İsrail imparatorluğu”, ABD’li için de, her şart ve ortamda “ABD menfaatlerini korumak ve kollamak; dünyayı yönetmek” gibi...
Peki, Türk milletinin milli ideali nedir?"
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| Vatan Namustur |
|
| Üye Girişi |
| Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız. |
| Günün okunan haberi |
| Bu gün için henüz önemli bir haber yok. |
|