|
| ATAM DİYOR Kİ... |
 Türk çoçuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
|
| Türkmeneli |
 |
|  | Gençliğe Hitabe
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk İstikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! BAŞBUĞ ATATÜRK
Bozok Yayın Grubu
| | | | |
| Yahudi, Kendi Dönmesine Karşı |
|
bozok bildirdi: "Bu topraklardaki Yahudilerin de kendi içindeki bölünmelere dair de son yılllarda bir çok tez ortaya atıldı. Fakat ilk defa, küresel elitlerle dirsek temasındaki bir Yahudi kendi soyundan birilerini açıkça hedef gösteriyor.
İshak Alaton'un , Radikal gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'deki azınlıklarından kovulmasından Selanikli dönme Yahudileri sorumlu tutması ve "en azılı İttihatçılar bunların içinden çıktı" demesi yukarıdaki teze somut bir kanıt. Ayrıca bugün Türkiye Cumhuriyet'ine açıkca cephe açmış elitlerin rövanşist ruh halini de itiraf ediyor İshak Alaton. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| İstanbul Yağması Anadolu'yu Kurutuyor - Mustafa Sönmez |
|
bozok bildirdi: "Yatırımları Manisa’da yoğunlaşan Zorlu(Vestel), sanayi yatırımlarını geliştirmek varken, İstanbul’da emlak yatırımına girişti. 2007’de, Levent Karayolları arsasını Özelleştirme İdaresi’nden 800 milyon dolara aldı.
83 bin metrekarelik araziye, AKP’nin inayetiyle, 683 bin metrekarelik inşaatı,hukuku da çalımlayarak, dikti (oysa hak, 240 bin metrekaredir) ve İstanbul’un hem dokusuna, hem geleceğine hayrı olmayan, ama kendisine devasa rant sağlayacak beton yığınını yarıladı bile.
Kabahat Zorlu’da mıdır? "
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bozok bildirdi: "21 Ocak 2012’de Ankara’da Gazi Üniversitesi İİBF 100. Yıl Salonunda “Bir Millî Kahramanın Ardından” adlı toplantı ile rahmetli Denktaş anıldı. Ankara o gün yoğun bir kar yağışı altında olmasına rağmen 300 kişi toplantı salonunu büyük ölçüde doldurdu. Denkaş’ı anma toplantısı kısa adı DÜŞ-KUR olan Düşünce Kuruluşları ve Yayınları Birliği tarafından düzenlendi. Bu tür toplantılara birçok gitmiş olanlar dahi kendilerine DÜŞ-KUR nedir diye soracaklardır. Kasım 2011’de Ankara’da 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nde yapılan bir toplantı sonucunda Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Millî Düşünce Merkezi, TÜRKSAM, Karadeniz Araştırmaları Merkezi, 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü, 2023 Dergisi, Turan Dergisi başkanları veya temsilcileri, aynı gündemi paylaşan ve görüş üreten kuruluşların işbirliği yapması amacı ile bir araya geldiler. Yapılan kapsamlı ve yapıcı görüşmelerden sonra yukarıda adı anılan kuruluş ve yayın organları kapsamlı bir işbirliği protokolu üzerinde anlaştılar. Birliğin adının Düşünce Kuruluşları ve Yayınları Birliği olmasına karar verildi. Düşünce Kuruluşları ve Yayınları Birliği üyesi kuruluş ve yayınlar, Türkiye’nin ve Türk Dünyasının karşı karşıya olduğu fırsatlar ve tehditler konusunda birçok noktada fikir birliği içinde olan kuruluş ve yayınlardır. DÜŞ-KUR üyelerinin tamamı zor koşullar içinde fikir üretmek ve savunmak gibi zor bir mücadele vermektedirler. DÜŞ-KUR üyelerinin tamamı bu zor koşullar altında tavizsiz bir fikri mücadeleyi temsil ederken, bazı küçük kaynaklarını ve imkanlarını birbirleri ile paylaşmak, birlikte fikri üretim gerçekleştirmek, Türkiye ve bölge gündemi üzerinde etki geliştirmek ve ortak fikri faaliyetler düzenlemek amacı ile bir araya gelmişlerdir. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| Sen bırak Sarkozy;i, biz düşünelim!.. |
|
bozok bildirdi: "Sen ki memleketinde ifade özgürlüğünün temeline dinamit koyup, ücretsiz eğitim isteyen öğrencileri tutuklatıp, iktidarına karşı çıkanları bir bahane ile içeri koyup, telefonlarını dinleyip onları yandaş basında yayınlatırken, nasıl olur da kalkıp bir başka ülkeyi ifade özgürlüğü için suçlayabilirsin. Sen ki, iktidarın sırasında basın özgürlüğü, kadın özgürlüğü ve bir dizi özgürlükleri düzleyip, uluslararası özgürlükler sıralamasında son on yıl içinde onar onar dibe doğru inerken başkalarını nasıl eleştirir, onlara nasıl nasihat edebilirsin? Sarkozy’i Türk ulusuna yönelik bu adi saldırı için suçlarken, adama sen kendi iç politika uygulamalarında neler yapıyorsun diye sormazlar mı? Sen ki, askerinin kafasına torba geçirilirken sessiz kalıp, ordunun komuta kademesini tek tek ayıklayıp okyanus ötesinden sağlanan belge ve bilgilerle suçlanırken mahkemeler karar vermenden onları mahkûm etmedin mi? Adalet mekanizmasının temeline dinamit koyup, anayasanın nasıl olacağına halk değil sen karar verirken, başka ülkelerin seninle ilgili aldığı kararları nasıl eleştirebilirsin. Sen ki, Libya için, NATO bombalayamaz ne işi var orada deyip sonra NATO sıfatına sığınan Fransa’nın Libya’yı bombalamasında Kaddafi’yi satarsan, patronların talimatı ile muhaliflere bavulla para yardımı yaparken şimdi kalkıp nasıl Fransa’yı eleştirebilirsin. Sen ki, üç gün önce Suriye lideri Esat’a kardeşim deyip uçak dolusu heyetle ziyaretine gidip, yüze yakın ikili anlaşma imzalayarak, sınırlarını açtıktan sonra Fransa, İngiltere ve ABD’nin, Suriye’yi düşman ilan etmesi üzerine kardeşin Esat’a demokrasi dersi verip düşmanlarına kucak açma sonrası dönüp, Fransa’ya kafa tutman kaç yazar? "
|
|
|
|
|
|
|
|
| Spor yazarı yargıç olunca |
|
bozok bildirdi: "Temmuz ayından beri sürüp gelen spor soruşturması iyice düğümlendi. Bunun iki sebebi var: Birincisi; gazete ve televizyonda cahil cahil fikir üreten spor yazarları kendilerini hem savcı hem yargıç yerine koydular. Televizyonlarda mahkemeler kurup kendilerine yakın olanları akladılar; düşman olduklarını ise peşinen mahkum ettiler. Kamuoyunu kandırdılar. Mahkemeyi etkilediler. Bu süreçte de polisle işbirliği yaptılar. Polis; arkasındaki siyasal gücün işaretine bağlı olarak elde ettiği telefon konuşmalarını bu medya yargıçlarına verdi. Verirken de 'Bakın ha; burada sadece Fenerbahçe suçludur. Haberleri ona göre şekillendirin!' diye emir verdi. Sporda şikeyi bitirmek adı altında Fenerbahçe'yi bitirmek gündeme getirilmiş oldu. İddianamenin düzenlenmesinde bile böyle bir izlenim var gibi. Çünkü; başka kulüpler yaptığında önemsiz ve takibi gereksiz bulunan işler; söz Fenerbahçe olunca kesin şike belgesi gibi dosyaya konuluyor. Bu bile şike soruşturması adı altında başka bir şike yapıldığını göstermeye yetiyor. İkincisi ise Türkiye Futbol Federasyonu'nun (TFF) kendi ağırlığını kullanamamasıdır. TFF; spor kanallarında ahkam kesen cahil yazarların düşmanca sözlerine kapıldı ve tarafsız kalamadı. Fenerbahçe'yi suçlu çıkarıp diğerlerini kurtaracak bir çizgiye yöneldi. Bu konuda TFF yönetimini siyasi iktidarın da etkilediği anlaşılıyor. Bunu; Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın 'Lig kupasını Trabzon'a getirmek için ince ayarlı bir çalışma yapıyoruz.' itirafı da açıkça gösterdi.
"
|
|
|
|
|
|
|
|
| Söz konusu ihaleyle ilgili süreç şöyle gelişti |
|
bozok bildirdi: "Fransa Senatosu'nun, inkâr yasasını kabul etmesinin ardından Türkiye'nin tavrı merak edilirken, en stratejik ihalelerden biri Fransız devlet şirketine verildi.
Süreç sessiz sedasız devam ederken, sözleşmenin önümüzdeki günlerde imzalanacağı öğrenildi. Fransız Ulusal Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı'nın da ana hissedar olduğu Gemalto şirketinin e-pasaport çipleri için geliştirdiği sistemin güvenilir olmadığı, ABD'de yapılan uluslararası bir konferansta ispatlanmıştı.
Söz konusu ihaleyle ilgili süreç şöyle gelişti: Elektronik pasaport projesinin yürütülmesinde iki adım bulunuyor. Bunlardan ilki boş pasaport kitapçıklarının üretilmesi, diğeri bu kitapçıkların pasaport haline getirilmesi, kişi bilgilerinin ve fotoğraflarının girilmesi. Kitapçıkların üretilmesi aşaması, arka kapaklara çip (yonga) yerleştirilmesini de içerdiği için stratejik öneme sahip. Bu işlem, Darphane Genel Müdürlüğü tarafından ihale yoluyla yapılıyor. Üretimi, 2005 yılından bugüne kadar Malezya firması IRIS ile Türk ortağı Kunt sağlıyordu. 22 Aralık 2011 tarihinde yeni ihale açıldı. 12 Ocak 2012'de açıklanan sonuçlara göre, 5 teklif arasından Fransız Gemalto firması birinci oldu. İhale sonuçlarına itirazların ardından değişiklik olmazsa sözleşme imzalanacak. Firma, 5 milyon adet çipli kapak üretimi karşılığında yaklaşık 7,7 milyon Euro alacak. "
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bozok bildirdi: "1) 10 yıl önce Suriye dostumuzdu bugün düşman ilan edildi. 2) 10 yıl önce Rus ve İran füzelerinin yönü Türkiye’ye dönük değildi, bugün bu füzelerin hedefi Türkiye. 3) 10 yıl önce Irak’la sorunumuz yoktu bugün Irak da hasım. 4) 10 yıl önce Azerbaycan can kardeşimizdi bugün küskün. 5) 10 yıl önce Rum’u Yunanı Türkiye’nin gölgesinde korkardı bugün Doğu Akdeniz’de petrol arayan Rum, Başbakan Erdoğan’ın tehdidi ile eğlenip dalga geçiyor. 6) 10 yıl önce Türkiye’nin Kerkük ve Musul diye bir kırmızı çizgisi vardı bugün zerresi yok. 7) 10 yıl önce Barzani ile Talabani uzatmalı çavuşa muhatap ettiğimiz aşiret reisleri idi, bugün Bağımsız Kürdistan’ın müstakbel devlet büyükleri. 8) 10 yıl önce Bağımsız Kürdistan Kaf Dağı’nın ardındaydı bugün ilan aşamasında. 9) 10 yıl önce bölücülük rafa kalkmıştı bugün haritalar tartışılıyor. 10) 10 yıl önce PKK hem tüketilmiş hem de bütün dünyada imaj olarak cani bir örgüttü bugün ise örgüt hem toparlanmış hem de dünya nezdinde bağımsızlık peşinde olan özgürlük savaşçısı konumunda. 11) 10 yıl önce TSK bu ülkenin Şanlı Ordusu idi bugün terör örgütü kategorisinde. 12) 10 yıl önce PKK ile vuruşan generaller kahramandı bugün hain diye sunuluyor. 13) 10 yıl önce polis ve yargıda devlet dışı iradeler egemen değildi bugün bu kurumlar devlet dışı kesimlerin ipoteğinde. 14) 10 yıl önce coğrafyamızda yaşayanlara Türk denirdi bugün onlara 30 ayrı etnik yapı deniliyor. 15) 10 yıl öncesinin Başbakanı için hiç kimse “Onun bir milyar doları var” diyemedi oysa bugünkü Başbakan için üstelik Rahmi Koç gibi bir isim “Bir milyar doları var” dedi ve Başbakan Erdoğan bu iddia sahibini mahkemeye bile veremedi. 16) 10 yıl öncesinde yani 2002’de Türkiye’nin ödemeler dengesi fazla veriyordu oysa bugün cari açık 78 milyar dolar. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| Fransa;ya tepkimiz ne olacak? |
|
bozok bildirdi: "Fransız senatosu da Orta Çağ yasasını kabul etti. Milli Meclis’in tasarıyı kabulünden sonra çok büyük tepki gösteren Ankara bir sessizliğe bürünmüş durumda. Bu sessizlik 60 Fransız senatörün yasayı Fransız Anayasa Mahkemesine götürerek iptal ettirme umudu ile izah edilmeye çalışılıyor. Oysa, bunun çok boş bir umut olduğunu anlamak için Fransız siyaseti konusunda uzman olmaya gerek yok. Çünkü hem Sarkozy hem de muhalefet lideri Hollande gruplarına mensup senatörleri böyle bir adım atmamaları için baskı altında tutuyorlar. Aslında bu haber daha çok Türkiye’nin tepkisizliğini örtmek için bir gerekçe olarak mı kullanılıyor sorusunu sormak meşru bir soru. Üstelik, 25 Ocak 2012 tarihli Yeniçağ gazetesinde açıkladığımız gibi 22 Aralık 2011’de Fransız meclisi Orta Çağ yasa tasarını kabul ettikten hemen sonra Ankara, 28 Aralık 2011’de Fransız şirketi EDF’nin % 15 pay ile ortak olduğu 15 milyar dolarlık Güney Akımı projesine onay vererek Fransa’yı ödüllendirdiği göz önünde tutulur ise acaba Türk kamuoyu oyalanıyor mu sorusu daha da güçlü bir şüphe haline gelmektedir. "
|
|
|
|
|
|
|
|
| Müfettiş Clouseau rolündeki Sarkozy |
|
bozok bildirdi: "Sinema tarihinin ilginç tiplerinden birisi de Pembe Panter diye bilinen Müfettiş Clouseau'dur. Bu dizinin ilk filminde Pembe Panter isimli bir mücevher; usta hırsız Phantom tarafından çalınır. Filmin baş rollerinde David Niven ve Claudia Cardinale bulunurken sakar Müfettiş Clouseau yan rolünde Peter Sellers oynamıştı. Ve Sellers bu rolde o kadar başarılı olmuştu ki 1978 yılına kadar sadece baş rolünü Müfettiş Clouseau olarak Peter Sellers'in oynadığı beş yeni film çekilmişti. Clouseau; saf, sakar; biraz aptal ama kendisini çok kurnaz zanneden birisidir. Clouseau'nun başarılarını; tesadüflerin denk gelmesi sağlar. Örneğin; onu öldürmek için yarışan uluslararası ajanlar; tesadüfen birbirlerini vururlar. Bizdeki 'Şaban' filmleri de buradan aparmadır... Peki nedir Sarkozy ile Clouseau'nun benzerlikleri? Gayet açık: Aptallıklarını, meziyet sanmalarıdır. Bir de tesadüflerin getirdiği sonuçları kendi üstün becerileri gibi görmeleri... Fransa'nın yakın tarihinde Sarkozy kadar yüzeysel ve kompleksli başka bir devlet başkanı daha yoktur. Daha önce de yazdım: Fransız olmadığı için kendisini en has Fransız gibi görme saplantısı içindeki bir kişidir. Ve Avrupa'da halkın bilinçaltında bulunan Türk düşmanlığını kullanmak için Ermeni kozuna sarılan bir ırkçıdır. Kendisini hiç olmayan meziyetlerle dolu sanmaktadır ve dünya siyasetinin Pembe Panteri gibi davranmaktadır.
SÖMÜRMEYİ GÜZELLEŞTİRDİLER "
|
|
|
|
|
|
|
|
| MHP'li Halaçoğlu en kestirme yolu gösterdi |
|
bozok bildirdi: "MHP'li Milletvekili Yusuf Halaçoğlu inkar yasası sonrası Fransa'ya yaptırım tehditleri savuran AKP'ye en kestirme yolu gösterdi... Halaçoğlu, şunları söyledi: Bağırıp çağırmakla sonuç alınmaz. Türkiye harekete geçmeli. Önce etkili bir hukuk bürosu ile anlaşmalı. Yasa yürürlüğe girince 1-2 kişi "Soykırım yok" demeli. Devlet cezayı ödeyip davayı açmalı. Fransa anayasasının 34. maddesi çok açık. Dolayısıyla dava önüne geldiğinde Anayasa Mahkemesi bunu yüzde 100 iptal edecektir.
"Dava açma yoluyla yasa iptal edilir" MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Fransa Senatosu'nun kararının yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye'nin, Fransa'da etkili bir hukuk bürosu ile anlaşıp, "soykırım olmamıştır" diyen bir kişiye açılacak dava üzerinden yasayı yürürlükten kaldırabileceğini söyledi. Halaçoğlu, "
|
|
|
|
|
|
|
|
Reklam
| | | | |
|
| RAHMETLE ANIYORUZ... |
|
| Üye Girişi |
| Hala hesabınız yok mu? Hemen açabilirsiniz. Kayıtlı bir kullanıcı olarak tema yönetici, yorum ayarları ve isminizle yorum gönderme gibi avantajlara sahip olacaksınız. |
| Günün okunan haberi |
| Bu gün için henüz önemli bir haber yok. |
|